Medeniyet yahut İçe Derinleş ve Dışa Faydalı Ol!
İnsanın kendözünü bilmesi neye
yarar? İnsanın kendi özü ve gerçeğini kavraması hangi bilgi ile ve ne yoldan
olacak? Bu soru hayatın belki de en amansız dar boğazlarından birinin eşiğine
getiriyor insanı. Asırlardır sürgit gel-gitlerimiz ve bu soruya vermeye
çalışılan cevaplar insana kendi sırrını çözmek yolunda hikâyeler ve yollar
gösterme gayretinde… İnsan kendinde bulduğu ne ola ki onu var, özgür ve bilge
kılıyor. İnsanın kendi yolculuğunun hareket planında yoldaki ahenk ve ritm ne
olmalı sorusu da bu bestenin makamı kadar usulünün de ne olacağı ile akalı
gözüküyor. Güftenin anlamı bize tam da o usul ve makam üzerinden ya sevinç ya
hüzün olarak gelecek; duygumuz manasına, söz de yerine burada varacak. Burada
dinler, felsefeler, ideolojiler ve daha cümle bilgi kaynakları bize kendi
merkezinden konuşmaya devam ediyor. İnsan ne olacak da varlığının manasından
varlıkla birleşecek?
Gelenek bize bu yolda cevaplar
veriyor mu? Verdiği cevapları hatırlayacak kadar ayık mıyız? İnsan olmamızın
esasından hayata bakmak noktasında kökler ve süreç yani tarih metafiziğimiz
bize gayemizi hatırlatıyor mu? Güftemizi
mayalayıp manalayacak usul ve makam nedir ve bizi millet kılacak ferdiyetimizi
bir münferit anlam içinden bir bütünün parçasında yükseltecek olan birikim var
da bilmiyor muyuz, yeni bir birikime ya da yoruma mı muhtacız kendimizi bulmak
ve bilmek yolunda ilhamımız ne olacak? Bu yolda Türk okçuluğunda gelenekteki
bir ilke ve sır bu sorular açısından aklımıza açıklık ve imkân sağlayabilir
diye düşünüyoruz. Okçuların bir sırrı vardır: Oku attığın zaman onu sen
atmadın Allah attı, derler. Bu aslında okçu için bir iç edeptir. Okçu idman
yapar, yüzler, binler ok atar, yorulur, ter döker kendi sırrını fiziken çözer,
kendini düzene sokar ve oklar doğru teknik ve atış çalışması ile yerini bulmaya
başlar. Ama burada hayat gelenek bağlamında bir dengeye oturur. Aslında her
medeniyet düzeni bir denge değil midir? Hikmet okçuya der ki sen çalışacaksın,
gayret edeceksin, ter dökeceksin, elinden geleni yapacaksın ama bunu nasip
edeni de unutmayıp nefisini tahta oturtmayacaksın. Burada okçunun içe doğru
derinleşmesi başlar. Ego ayakaltına alınır. İnsan kendini bilmeye belki de
burada başlar. Kibrini ve kendine kendini yabancılaştıran cümleyi
yabancılaştırmaya başlar. Farkındalığı başka bir derinliğe yönelir. Lakin işin
ilginç tarafı şudur okçu okunu ileri doğru atarken içine doğru derinleşir.
Hayatta yaşarken insan dışa doğru yaşar; topluma girer ve orada kendi bilgeliği
oranınca ve olduğunca yaşar ve iz bırakır. Bu bakımdan şahsiyet ve toplum
insanı olmak bizim medeniyet bakışımızda ayrı ayrı önemlidir. Bu durum bir
dengeyi gösterir, düzen burada teşekkül eder. Medeniyet dediğimiz düzende denge
olması için bireyler eğitilirken her sistem kendi anlayışı ve anlam dünyası
bağlamında aslında yetiştirmek istediği iklime göre bireylere değer aktarımı
yapar. Eğitilirken birey toplumun kendinde var ettiği bilgeliği temessül eder.
Lakin ya temessül edilen şey bilgelik değil de Farabî’nin cahil şehirlerindeki
değersizleşmelerse ne olur. O zaman modern zamanlar ve aslında tarih boyunca
yaşanan boşluklar oluşmaya başlar. Okçu nasıl içe derinleşmedikçe attığı her ok
ona kibir olarak saplanacaksa medeniyet sahasındaki toplum-devlet-şehir
yapısının da öz değerleri bilgeleştirmiyorsa yozlaştırdığını son iki cihan
harbi bile gösterdi. Bu bakımdan insanın kendözünü keşif ederken içeriye
derinleşen ve dışarıya fayda, iyilik, güzellik gibi unsurlarla yansıyan dünyası
toplum-devlet-şehir için kendi kavramlarıyla medeniyet çerçevesinde
gözlenebilir. Denge nerede kuruluyorsa orada düzen manasına eriyor demek yanlış
olmaz. Bu bakımdan değerleri değersizleştiren şeyleri yabancılaştırmak denge
bulmak bakımından önemlidir.
Medeniyet üzerine yürütülen
hararetli ve iddialı tartışmalar bir yana naçizane hatırlatmak istediğimiz bu
sade derkenar ile geleneğin fısıldadıkları ile güftemizin usul ve makamını
düşünmek babında arz ettiğimiz malumat aslında bir düzen olan medeniyetin
manasına dair de küçük bir düşünme teşebbüsü olarak takdim ediliyor. Dileriz
Milli Eğitim sistemimiz, toplumumuzun ilham kaynakları ve sair etkin unsurlar
perspektiflerden azade bir içe derinleş dışa faydalı ol manasında
kendisini bilen bireylerin hayatımıza fayda sağladığı güzellikleri oluşturur ve
medeniyetin iyice soluklaştığı, renksiz, kokusuz hale geldiği devrede bize
nefes olur. Oku sen atmadın Allah attı…
Hak İçin Olsun
Vesselam