20 Eylül 2026

​Medeniyet yahut İçe Derinleş ve Dışa Faydalı Ol!

İnsanın kendözünü bilmesi neye yarar? İnsanın kendi özü ve gerçeğini kavraması hangi bilgi ile ve ne yoldan olacak? Bu soru hayatın belki de en amansız dar boğazlarından birinin eşiğine getiriyor insanı. Asırlardır sürgit gel-gitlerimiz ve bu soruya vermeye çalışılan cevaplar insana kendi sırrını çözmek yolunda hikâyeler ve yollar gösterme gayretinde… İnsan kendinde bulduğu ne ola ki onu var, özgür ve bilge kılıyor. İnsanın kendi yolculuğunun hareket planında yoldaki ahenk ve ritm ne olmalı sorusu da bu bestenin makamı kadar usulünün de ne olacağı ile akalı gözüküyor. Güftenin anlamı bize tam da o usul ve makam üzerinden ya sevinç ya hüzün olarak gelecek; duygumuz manasına, söz de yerine burada varacak. Burada dinler, felsefeler, ideolojiler ve daha cümle bilgi kaynakları bize kendi merkezinden konuşmaya devam ediyor. İnsan ne olacak da varlığının manasından varlıkla birleşecek?

Gelenek bize bu yolda cevaplar veriyor mu? Verdiği cevapları hatırlayacak kadar ayık mıyız? İnsan olmamızın esasından hayata bakmak noktasında kökler ve süreç yani tarih metafiziğimiz bize gayemizi hatırlatıyor mu?  Güftemizi mayalayıp manalayacak usul ve makam nedir ve bizi millet kılacak ferdiyetimizi bir münferit anlam içinden bir bütünün parçasında yükseltecek olan birikim var da bilmiyor muyuz, yeni bir birikime ya da yoruma mı muhtacız kendimizi bulmak ve bilmek yolunda ilhamımız ne olacak? Bu yolda Türk okçuluğunda gelenekteki bir ilke ve sır bu sorular açısından aklımıza açıklık ve imkân sağlayabilir diye düşünüyoruz. Okçuların bir sırrı vardır: Oku attığın zaman onu sen atmadın Allah attı, derler. Bu aslında okçu için bir iç edeptir. Okçu idman yapar, yüzler, binler ok atar, yorulur, ter döker kendi sırrını fiziken çözer, kendini düzene sokar ve oklar doğru teknik ve atış çalışması ile yerini bulmaya başlar. Ama burada hayat gelenek bağlamında bir dengeye oturur. Aslında her medeniyet düzeni bir denge değil midir? Hikmet okçuya der ki sen çalışacaksın, gayret edeceksin, ter dökeceksin, elinden geleni yapacaksın ama bunu nasip edeni de unutmayıp nefisini tahta oturtmayacaksın. Burada okçunun içe doğru derinleşmesi başlar. Ego ayakaltına alınır. İnsan kendini bilmeye belki de burada başlar. Kibrini ve kendine kendini yabancılaştıran cümleyi yabancılaştırmaya başlar. Farkındalığı başka bir derinliğe yönelir. Lakin işin ilginç tarafı şudur okçu okunu ileri doğru atarken içine doğru derinleşir. Hayatta yaşarken insan dışa doğru yaşar; topluma girer ve orada kendi bilgeliği oranınca ve olduğunca yaşar ve iz bırakır. Bu bakımdan şahsiyet ve toplum insanı olmak bizim medeniyet bakışımızda ayrı ayrı önemlidir. Bu durum bir dengeyi gösterir, düzen burada teşekkül eder. Medeniyet dediğimiz düzende denge olması için bireyler eğitilirken her sistem kendi anlayışı ve anlam dünyası bağlamında aslında yetiştirmek istediği iklime göre bireylere değer aktarımı yapar. Eğitilirken birey toplumun kendinde var ettiği bilgeliği temessül eder. Lakin ya temessül edilen şey bilgelik değil de Farabî’nin cahil şehirlerindeki değersizleşmelerse ne olur. O zaman modern zamanlar ve aslında tarih boyunca yaşanan boşluklar oluşmaya başlar. Okçu nasıl içe derinleşmedikçe attığı her ok ona kibir olarak saplanacaksa medeniyet sahasındaki toplum-devlet-şehir yapısının da öz değerleri bilgeleştirmiyorsa yozlaştırdığını son iki cihan harbi bile gösterdi. Bu bakımdan insanın kendözünü keşif ederken içeriye derinleşen ve dışarıya fayda, iyilik, güzellik gibi unsurlarla yansıyan dünyası toplum-devlet-şehir için kendi kavramlarıyla medeniyet çerçevesinde gözlenebilir. Denge nerede kuruluyorsa orada düzen manasına eriyor demek yanlış olmaz. Bu bakımdan değerleri değersizleştiren şeyleri yabancılaştırmak denge bulmak bakımından önemlidir.

Medeniyet üzerine yürütülen hararetli ve iddialı tartışmalar bir yana naçizane hatırlatmak istediğimiz bu sade derkenar ile geleneğin fısıldadıkları ile güftemizin usul ve makamını düşünmek babında arz ettiğimiz malumat aslında bir düzen olan medeniyetin manasına dair de küçük bir düşünme teşebbüsü olarak takdim ediliyor. Dileriz Milli Eğitim sistemimiz, toplumumuzun ilham kaynakları ve sair etkin unsurlar perspektiflerden azade bir içe derinleş dışa faydalı ol manasında kendisini bilen bireylerin hayatımıza fayda sağladığı güzellikleri oluşturur ve medeniyetin iyice soluklaştığı, renksiz, kokusuz hale geldiği devrede bize nefes olur. Oku sen atmadın Allah attı…

Hak İçin Olsun

Vesselam