Bulgaristan Türk Tiyatrosu Üzerine
Doğu Avrupa, Balkanlar veya bizim
söylemimizle Rumeli Osmanlı öncesinde de Türklerin asırlarca var oldukları bir
coğrafyadır. Umumi Türk tarihi bakışından mahrum kalışımız oradaki tarihimizi
Osmanlılar ve sonrasına hasr etmemize yol açsa da buradaki varlığımızın en eski
tezahürlerinden birisi şüphesiz Bulgar adıdır. Tarih zaman içinde akmış ve
buradaki Türk varlığı zaman içerisinde kendi devletleri dışında farklı siyasi
egemenliklerin altında varlığını sürdürmek durumunda kalmıştır. 1877-78
Osmanlı-Rus harbi sonrası süreç hep bu devreyi işaret eder. “Komünist dönemde
Bulgaristan Türkleri göçe zorlandılar. Bunun bir amacı da Türk toplumunun
gücünü kırmaya çalışmaktı. Bulgar Komünist yönetimi tek dilli, tek dinli bir
millet yaratmak istediğinden Türklerin zorla isimlerini değiştirmeye çalıştı.
Bulgaristan 1944- 1989 yılları arasında yeni bir döneme girer. Dönemdeki köklü
değişiklikler kültür, sanat ve edebiyata da yansımış, burada yaşayan Türklerin
edebiyatı, sanatı da bu değişikliklerden etkilenmiş, devlet kontrolü ve
desteğinde, resmi ideoloji propagandası doğrultusunda gelişmiştir. Balkanların
sadece Balkanlılara ait olduğu ileri sürülen bu dönemde 1946'dan başlayarak
Türk okulları devletleştirilmiş, Türkçe dersler kısmen kaldırılarak Bulgarca
konulmuştur. Müzeyyen Buttanrı, Bulgaristan Türkleri Arasında Tiyatro
Faaliyetleri, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/449188
” Emine Işınsu merhume Çiçekler Açar romanında bu sürece çok isabetle ve
derinden işaret etmiş idi. İşte bu süreçte varlığını sürdürmenin siyasi ve
askeri olan dışında yolları bulunmalıydı ve tiyatro bunlardan birisi olacaktır:
“Tiyatro sadece teknikten
oluşmaz, herhangi bir oyun kendi kültürüneözgü temaları, fikirleri, duyguları
ve deyimleri içerir” Tiyatro ve kültürel aktarım birbiriyle iç içedir. Bunun
sebebi tiyatronun insan hayatını işlemesi, insan hayatını oluşturan
davranış ve düşüncelerin de
kültürü oluşturmasıdır. Balkanlardaki Türk gençlerinin ana dillerini,
millî kimliklerini ve kültürlerini koruyabilmeleri, bunların bilincinde
olmaları için yapılacaklar
arasında tiyatro turneleri
gibi sosyokültürel etkinlikler
yer almaktadır., Embiye Altaç, Bulgaristan’da Dünden Bugüne Türk Tiyatrosu, Turska,
Türkoloji ve Sosyo-Kültürel Araştırmalar Dergisi, 2024, 1(1)s. 62.”
Tiyatro
şüphesiz insanlığın eskimeyen bir sanat dalıdır. Bir sanat olmanın ötesinde
bazı zamanlarda ve mekânlarda kültürün yumuşak gücü olarak çok etkisi olacağı
da şüphesizdir. Rumeli yahut Balkanlardaki Türk tiyatroları bunun en dikkat
çekici unsurlarından biridir. Bulgaristan’da da bu meyanda gelişmelerin olduğu
görülmektedir. “Buradaki
Türk tiyatrosunun temeli, Bulgarların Osmanlı Devleti’nin tebaası olduğu
dönemlerde Türk okullarında hazırlanan müsamerelerle atılmıştır.
Bulgaristan’da Türk tiyatrolarının kaynağını
türküler ve halk
dansları gibi Türk
folkloru oluşturmaktadır.
Türk folklorunu ve kültürünü ayakta
tutarak millî ruhu canlandırmak amacıyla kurulan Türk
Öğretmenler Birliği de 20. yüzyılın ilk çeyreğinde tiyatro ve benzeri
faaliyetler gerçekleştirmiştir., Altaç, s. 64.” Türklerin baskılandığı
dönemde “Türk tiyatrolarına eleman hazırlanması için Kr. Sarafov adını taşıyan
Sofya Tiyatro Sanatı Yüksek Enstitüsü bünyesinde iki yıllık Türkçe sınıflar
açılmıştı, onlar da kapatıldı., Buttanrı, s. 141”. Bulgaristan Türkleri
arasında tiyatrodan bahsederken Nurullah Ataç vb.lerini de işaret ettiği gibi
tiyatro faaliyeti kavramı köy seyirlik oyunları ile ele alınabilir. Tanzimat
ile birlikte ise batıda modern tarzda ortaya çıkan tiyatro olgusunun
fenomenleri Balkanlarda da görünmeye başlamıştır. “Balkanlar'da
"Azınlık" ya da "Öteki" olmak ve var olmaya çalışmak, hele
tiyatro yapmak hiç de kolay değildir. Ancak bütün bu şartlara rağmen "Türk
müzik ve tiyatro sanatı yine de Bulgaristan'da önemli bir gelişme göstermiştir.
Hatta 19. yüzyılın sonlarına doğru tiyatroya karşı ilgi daha da artmış ve hemen
hemen bütün okullarda olduğu gibi, şehir ve kasabalarda ve bazı köylerde
tiyatro grupları kurulmuştur. Bu gruplar Namık Kemal'in 'Vatan Yahut
Silistire', 'İki Ahbap Çavuşlar' vb. piyesler ve komedilerle Türk ordusunun bu
topraklarda gösterdiği eşsiz kahramanlığı canlandırmış, halkın kültür
ihtiyacını bir dereceye kadar karşılamaya çalışmışlardır. XX. yüzyılın
başlarında Balpınar, Silistre, Varna, Rusçuk, Razgrad vb. şehirlerde bazı okul
ve köylerde ilk amatör tiyatro ve koro grupların temelleri atılmıştır.
1920'lere gelindiğinde Pravadı, İslimye, Eski Zagra, Aydos, Vidin, Şumnu'nun
Çemoglavstsi, köyünde vb. yerlerde yeni yeni tiyatro, müzik ve sanat grupları
kurulmuştur. Bunların düzenledikleri müsamereler Türk halkı tarafından ilgiyle
karşılanır. Aydos tiyatro grubunun çalışmaları çok yararlı olmuştur.
Repertuvarında güzel Türkçe şarkılardan başka Ragıp Felaketofun Bedbaht İşçi,
Yalancı Hacı Bektaş gibi sosyal piyesler de yer almıştır. Bu programla tiyatro
grubu Burgas ve bu bölgede Türklerin yaşadıkları bütün köyleri dolaşmıştır.,
Buttanrı, s.144-145” Bu çalışmalar şüphesiz bu sanatın modern manasında
gelişmesini sağladığı kadar Türkçe’nin bu topraklarda varlığını da sağlayan çok
güçlü bir unsur olmuştur. “1920-1921 ders yılında Vidin'de Türk Öğretmenler
birliğinin kılavuzluğu altında Tenvir-i efkar Kulubü mensuplarının Türk kızlarının,
erkek ve kadın öğretmenlerin iştirakiyle kurulan Tiyatro Grubu, sahne sanatı
yoluyla halk eğitimini daha geniş bir çevreye yayma hareketine girişmiştir.
Tiyatro repertuarına ilk olarak Namık Kemal 'in Zavallı Çocuk, Vatan yahut
Silistre eserleri alınmış ve başarıyla temsil edilmiştir. Sonraki yıllarda
Mustafa Şerif Alyanak'ın Son Karar, Nedamet, Moliere'nin Cimri, Abdülhak
Hamid'in Eşber, Hisse-i Şayia ve Rakıbe oyunlarının temsillerinde önemli
katkısı olmuştur. Eski Zagra Türk Tiyatro Grubu Türklerin yaşadıkları yerlerde
kültür-eğitim çalışmaları düzenlemiştir. Pravadı Tiyatro Grubu müsamerelerden
elde ettiği gelirin büyük bir kısmını yoksul okul çocuklarına kıyafet ve kitap
almak için kullanır. Sayıları sürekli
artan tiyatro, koro ve müzik sanat toplulukları 1926'da "Bulgaristan Türk
Gençlerinin Medeni, İrfan!, İdman!, Spor Turan Cemiyetleri Birliği" çatısı
altında birleşerek, çalışmalarını hızlandırırlar. Tiyatro gruplarının
ihtiyacını karşılamak için Basri Hasan Bozacı, Türk Gönlü, Bilinmeyen Büyüklük,
Mehmet Behçet Perim Vatan Yolunda, Mustafa Şerif Alyanak Çıkmaz Sokak, Mehmet
Atalay Ayşe Kadın vb. yazarların piyesleri yayınlanmıştır. Bu gelişmeler
1930'1u yılların ortalarına kadar devam etmişse de bu yıllardan sonra tiyatro,
dans ve müzik gruplarının faaliyetleri yasaklanmış, üyeleri dağıtılmıştır.,
Buttanrı, s.145” Tiyatronun gelişmesi ve seyri Osmanlı sonrası Bulgaristan’daki
siyasi gelişmelere de şahitlik eder gibidir. “Bulgaristan Halk Cumhuriyeti
döneminde yerli Türk edebiyatı ve sanatında, özellikle şiir, hikaye, tiyatro,
halk türküleri dallarında bir gelişme görülmüştür: 9 Eylül 1944 'ten sonra
komünist iktidarı yıllarında Türk tiyatroları, dans ve müzik sanat gruplarının
yeniden kurulması için Bulgaristan Türkleri büyük mücadeleler verirler. İlgili
makamlara büyük gruplar halinde başvururlar. Komünist rejim onların isteklerini
kabul etmek zorunda kalır. Moskova'nın direktifiyle kısıtlı da olsa Bulgaristan
Türklerine sağlanan bazı kültürel haklar doğrultusunda Bulgaristan Bakanlar
Kurulunun kararıyla 1952-1953 yıllarında Şumnu, Hasköy ve Rusçuk'ta birer
Devlet Estrat (müzikal) Türk Tiyatrosu açılması kararlaştırılmıştır. Bu üç
estrat tiyatro, sahne sanatını, tiyatro kültürünü Türk köylerine kadar
götürdüler. Buna amatör Türk tiyatroları ve Türkçe tiyatro oyunları da dâhil
olunca Bulgaristan Türk tiyatrosunda önemli bir gelişme kaydedilir. Daha
sonraları Hasköy Türk Estrat Tiyatrosu Kırcaali'ye, Rusçuk Tiyatrosu da
Razgrat'a taşınmışlardır. Şumnu, Razgrad, Kırcaali Türk tiyatrolarının kurulması
üzerine tiyatroya yönelenler, buralarda kendilerini gösterdiler. İçlerinden
sivrilenler oldu. Aynı tiyatrolarda ve Sofya radyosunun Bulgaristan Türklerine
yönelik yayınlarında Türk şarkıcılar ve türkücüler yetişti. 1952'de Şumnu
tiyatrosu il sınırları içinde 114 temsil vermekle kalmamış, Rusçuk, Burgas ve
Yama illerine bağlı Türk köylerine de turneye çıkmıştır. 1953 yılında ise aynı
tiyatronun oyunları yüz bin seyirci tarafından izlenmiştir. Razgrad ve Kırcaali
tiyatroları da repertuarlarına aldıkları Bulgar, Rus ve Türk şarkı ve
danslarıyla, bir perdelik piyesleriyle halkın beğeni ve sevgisini
kazanmışlardır. 1956'da bu üç tiyatro Sofya'da Birinci Cumhuriyet Gösterisi
adıyla düzenlenen tiyatro şenliklerine katılmış ve başarılı olmuştur. 1964'de
yine Sofya'da düzenlenen tiyatro şenliklerine katılıp çeşitli ödüller
almışlardır. Bu şenlikler Türk tiyatrosunun gelişmesinde önemli olmuşlardır.
1957-1960 yıllarında Sofya Yüksek Tiyatro Sanatı Enstitüsü ile Moskova'daki
Yüksek Tiyatro Sanatı Enstitüsü'nde eğitimlerini tamamlayan Recep Sadıkof,
Yüksel Yusufof gibi kabiliyetli rejisörlerle Türk tiyatrosu olumlu gelişmelere
sahne olmuştur. Tiyatroların kadro ihtiyaçları, açılan kurs ve seminerlerle
sağlanmıştır. Yusuf Kerimov, İsmail Bekir, Sabahattin Bayramov, Sabri Tatov,
İshak Raşitov, Hasan Karahüseyinov vb. bu yılların en başarılı oyun
yazarlarıdır., Buttanrı, s. 145-146”
Bulgaristan Türk tiyatrosu Türk
dünyasının o zamanki şartlarında ilginç bir iş birliğini de göstermektedir: “Bulgaristan’ın Türk azınlığa
eğitim ve sosyokültürel
açıdan imkân sağladığı
1950’lerde Azerbaycan’dan Türkologlar ve sanatçılar gelmiş, bu alanlara
ilgisi olan Türk gençleri de Azerbaycan’da eğitim almaya gönderilmişlerdir.
Sovyet Azerbaycan Müzikli Tiyatrosundan deneyimli Azeri
sanatçılar, açılmış olan Türk
tiyatrolarının gelişmesi için
yardımcı olmuşlardır. Altaç, s. 64”. “Bulgaristan'daki bu üç Türk
tiyatrosu Azerbaycan tiyatro sanatından, özellikle Azerbaycan komedilerinden
çok yararlanmışlardır. Birçok Azeri opereti Türkçe’ye aktarılıp sahneye
konmuştur. Bunlardan biri de besteci Süleyman Aleskerov'un "Yıldız"
operetidir. Söz konusu eser Şumnu, Smolyan (Paşmaklı) ve başka şehirlerde
sahneye konmuştur. Sovyet oyunları da sahnelenmiştir. İtalyan yazarı Carlo Goçi
'nin Bahtiyar Dilenciler adlı oyunu, l964'de Razgrad Türk tiyatrosunda
sahnelenmiştir. Türk tiyatrolarında çalışan koreograflar ve bestecilerden
bazıları Bakü'de kurs görmüşlerdir. Bakülü uzmanlar Bulgaristan'a gelerek Türk
tiyatrolarına yardımda bulunmuşlardır. Şumnu Türk Tiyatrosu'na özellikle Prof.
Süleyman Aleskerov'un hizmetleri büyüktür. Bu tiyatroların Sovyet Azerbaycan
müzikli tiyatrosuyla da sıkı bir ilişkisi vardır. Rusçuk, Şumnu ve Hasköy
müzikal tiyatro ekiplerine bilgi ve becerileri ile Azeri sanatçılar yardım
etmişlerdir., Buttanrı, s.147” Lakin siyasi gelişmeler bu süreçleri
baltalayacaktır: “Stalin' in ölümünden sonra dünya politikasında birçok
değişiklikler olmuş Bulgaristan Türklerine izlenen politikada 180 derece bir
değişiklik yapılmıştır. 1956-1957'den sonra Bakü'ye Türk asıllı öğrenci
göndermek, Bulgaristan'da okul ve üniversitede Türkçe bölümler açmak büyük bir
hata olarak değerlendirilmiştir. Türklerin eğitim ve kültürel kalkınması çok
görülerek türlü yöntemlere başvurulmuştur. Şurnnu, Razgrad ve Kırcaali Türk
tiyatroları Bulgar sosyalist devriminin yirminci yılında Sofya'da yapılan
şenliklere ikişer piyesle katılmış, çeşitli ödüller almışlarsa da 1969'da
Bulgar hükümetinden büyük bir darbe yemişlerdir. Bu tarihten sonra Türk
sanatkârların Türkçe oyunlar yazıp sahneye koymaları şöyle dursun anadillerini
konuşmaları bile suç sayılmıştır., Buttanrı, s.148.” 1944- 1969 yıllarında
Bulgaristan'daki Türk sanatında bir atılım olmuşsa da 1969'dan sonra bu
faaliyetlere büyük darbe iner. Tiyatro, dans ve müzik topluluklarının
faaliyetleri yasaklanarak Bulgar sanat topluluklarıyla birleştirilir ve
sanatçıları işten uzaklaştırılır. Türkçe sanat eserleri kitaplıklardan
toplanılarak imha edilir. Türkler arasında Türkçe bile yasaklandığından Türkçe
oyun yazılması, sahnelenmesi de düşünülemez. Şumnu Türk Tiyatrosu Müdürü Yusuf
Kerim'in, ünlü besteci Prof. Süleyman Aleskerov'a 28 V 1 982 'de elden
gönderdiği mektuplarından birinde şu satırlar yazmaktadır: " . . ... Benim
işlerim baresinde neler yazayım. Tiyatrolar bağlandı, benden sevindirici haber
beklenemez. Bilirsin tiyatro benim canımdı. Biz onu hiç yoktan var ettik, tam
ayakları üzerine basacağı sırada hepsi bitti gitti... Emin olun biz sizi hemişe
hatırlıyoruz. Unutmuyoruz. Sizi her hatırladıkça tiyatronun o altın devri
yadıma geliyor, bir de üzüntü kaplıyor içimi. Keşke bu üzüntü olmasaydı.
Sofya" Bulgaristan' da devlete bağlı iki Türk tiyatrosu 1984'e kadar
varlığını sürdürmeye çalışmıştır. Bunlar: 1. Kırcali Kadriye Latifov Türk
Tiyatrosu 2. Razgrat Nazım Hikmet Devlet Müzik ve Drama Tiyatrosu Bu iki
tiyatro Bulgaristan Kültür Bakanlığı ile Türkiye Büyükelçiliği tarafından
desteklenmiştir. Ancak bu tiyatrolar l984 komünist döneminde baskılar sonucu
tamamen kapanır., Buttanrı, s.150” Zaman içinde baskılar azalınca Bulgaristan
Türk tiyatrosu da yeniden nefes almaya başlayacaktır. “Bulgaristan'da 1989'da
Jivkof rejiminin yıkılmasından sonra demokratikleşme konusunda bazı adımlar
atılmaya başlar. 1990'dan bu yana Bulgaristan'ın Türklerle yoğun bazı
bölgelerinde folklor ekipleri kurularak eski geleneklerin yeniden hayata
geçirilmesi için çaba harcanmaktadır. Türk edebiyatı ve sanatını diriltmek için
bazı Türk yazar ve şairleri bazı dernekler oluştururlar. 1992'de bu dernekler
bazı edebiyat geceleri düzenlerler. Amatör Türk tiyatro, koro ve müzik sanat
dallarında bazı gelişmeler görülür. 20 yıl sonra Kırcaali Kadriye Latifova
Tiyatrosu yeniden faaliyete geçer. Ancak bu tiyatronun adı Kırcaali
"Kadriye Latifova" Sahneli "Dimitır Dimov - Drama ve Kukla
Tiyatrosu'dur artık. Kadriye Latifova adlı Türk tiyatrosu, 20 yıl aradan sonra
perdelerini açtı. Türkiye'den üç sanatçının başrolleri paylaştığı "Benim
Tiyatrom-Karmen" adlı oyunun önceki akşam yapılan galası büyük ilgi gördü.
2006-2007 sezonunda Aladdin kukla piyesi Kırcali Kadriye Latifova Devlet Müzik
ve Dram Tiyatrosu'nda Türkçe ve Bulgarca oynadı. Yıldız Kabare, Kadın Krallığı,
Alaeddin ve Prenses ve Bezelye Tanesi piyesleri Güney Bulgaristan köy ve
kasabalarında oynanmıştır., Buttanrı, s.151”
Bulgaristan’daki
tiyatro faaliyetlerine Türkiye’den de destek sağlanmıştır. Örneğin, Ahmet Vefik
Paşa’nın kurduğu Bursa tiyatrosunun başındaki Fasulyacıyan’ın, Vefik Paşa’nın
Bursa Valiliğinden uzaklaştırılmasının ardından tiyatrodan ayrılıp
Bulgaristan’a giderek oyunlar oynadığı bilinmektedir. Bu noktada
Bulgaristan’daki Türk azınlığın sosyokültürel etkinliklerine ana vatandan da
katkı sağlandığı söylenebilir. Bu görüşü
destekleyen, 2008’de Kırcaali Kadriye
Latifova Devlet Müzik ve
Dram Tiyatrosu’nda tiyatro yönetmeni Selim Gürata’nın Hürrem Sultan piyesini sahneye koyduğunu belirtmiştir.
Türkiye’den Bulgaristan’a giden
tiyatro sanatçıları da oradaki
tiyatrolarda sahne alarak Bulgaristan’daki Türk tiyatrosuna katkı
sağlamışlardır. Türkiye’deki akademisyenlerin katkısına örnek olarak
da Ankara Üniversitesi
Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinde öğretim
üyesi olan Hüseyin
Mevsim’in ilk kez
Türk yazarların oyunlarını Sıvremenni turski
piesi (Çağdaş Türk
Tiyatro Oyunları) başlığıyla 2007’de
çevirerek kitaplaştırması verilebilir. Altaç, s.65.” Buradaki faaliyetlere son yıllarda
yine Türkiye’den de katkıların olduğu örülmektedir. “Türkiye'den Bulgaristan'a
giden tiyatro toplulukları da olmuştur. Mesela bir haberde şöyle demektedir:
"Ankara Devlet Tiyatrosu yapımı olan "İşte Baş, İşte Gövde, İşte
Kanatlar" adlı oyun, Pazarcık kentinde düzenlenen "Birinci
Uluslararası Sonbahar Tiyatro Buluşması Festivali" çerçevesinde, 4 Kasım
2010 tarihinde Pazarcık Konstantin Veliçkov Drama Tiyatrosu'nda temsil edildi. Annesi
Bulgaristan göçmeni olan Sevim Burak'ın yazdığı ve İskender Altın'ın yönettiği
oyunda, Ankaralı tiyatro sanatçıları Elvin Beşikçioğlu ve Funda Gökgücü büyük
takdir toplayan bir performans sergilediler. Türkçe sergilenen oyunu,
Bulgaristan'ın değişik yerlerinden gelen sanatseverler Pazarcık Konstantin
Veliçkov Dram Tiyatrosu salonunu doldurdular., Buttanrı, s. 156.” Bu karşılıklı
faaliyetler festivaller vs. gibi vesilelerle devam etmektedir ki Devlet
Tiyatrolarımızın Balkanlardaki Türk tiyatrolarına verdiği desteğin burada da
devam etmesi beklenen bir durumdur.
Türkler zamanın şartları içinde
medeniyetçi bir millet olarak sanatla alakalarını modern formlar üzerinden her
şartta sürdürmeyi başarmışlar ve Bulgaristan Türkleri de bu meyanda
Balkanlardaki diğer Türkler gibi sanatla olan ilişkilerini tiyatro üzerinden
sürdürürken milli kültürlerini de bu bağlam içinde temsile ve muhafazaya da
devam etmişlerdir. Rumeli’nde Türkçe kendi sınırlarında yaşamaya devam ederken
siyasi gerçekliğin ötesinde varlığın korunması ve sürdürülmesi noktasında
tiyatronun yeri ve varlığı dikkat çekmekte ve desteklenmeyi beklemektedir.